25 Mayıs 2021 Salı

Babam ve 23 yaş ım, 26.05.2021

Uyanmak ne kadar zor, uyumak da öyle, Özellikle bu yıl, bu son 2 yıl, kabus desem kime göre, Corono geldi her şey değişti , zalimlik daha da zalim bir hal oldu, ve diğerleri, basın yayın okuyun, 

Neyse meselem bu değil bu sabah, bu sabah yine kendi kendime anlamı kalmayan varlığımı Türk varlığına armağan etmeden , günü nasıl yaşayacağım diye kıvranırken, aklıma babam geldi, sene 83 ya da 84 sevgili babacığımın beni sobanın demir demiriyle nasıl dövdüğünü hatırladım, kafamın patlayışını, film gibi değil de flaşlarla, sahne sahne, kopuk kopuk o günün anıları gözlerimde parladı, Zihnimde de olabilir?, (şu klavye de ne çok imla eksik dolayısıyla da benim imlam eksik) 

Benim can kuzenim bir tanem teyze kızım Şükriye m  kalkıp Samsun un Çarşamba sından kalkmış Erenköy Kız ı yatılıyı kazanmış, ben de ona cici anne veli olmuş okuluna yazdırmışım, Mutlu yum mesudum efenim Zeki Müren niye geldi ki şimdi buraya, Her hafta sonu yatılı çıkıyor ya , alıp eve getiriyorum, gezdiriyorum falan, çoğu zaman eve gelemiyor çünki burada da hain üvey anne desem değil öz be öz üstelik öz be öz de teyze olan benim annem  istemedi Şükriye yi getirme buraya dedi, kimi zaman ev de kimi zaman sokaklarda ve bu gel gitler ile bu kızıma 4 sene boyunca cici annelik ettim, helal olsun, orta dönem tatili idi, köye ailesinin yanına giden fıstığım okul başlamadan Pazar günü İstanbul a bize geldiler, tabii ki sabah üstü kahvealtı yapılacak, bizim ev malum yine tam takır kuru bakır, kim kime dum duma, çay yok, bakkal kapalı mı ya da o anın için de komşu dan istemek daha mı evla , karşı komşu yok dedi, içeri girdim, üst kat Filiz ablamız seslendi duymuş ve derdimize derman sıcak suyumuza çay olsun demiş, bana seslendi, gittim aldım çayı , bu arada yaşıyorsa kulakları çınlasın Filiz ablamız hocaefendinin karısı idi, yok Feto nün değil o zaten ebedi bekar değil mi? çok tatlı bir hanımefendi idi, kafa kapalı ama zihin açık, birgün onunla ilgili de komik bir anı var yazayım yok şimdi yazayım, 2 oğlu vardı ama çok genç dururdu, bize hem utanarak hem de hafif ten bir gururla sokaktan geçen bir kadının ona görücü gelmek   için kapısını nasıl çaldığını anlatmıştı... öyle eskiden bir kızı pencerede görür beğenir oğlunuza gelin alırdınız, verirlerse yani, bu kadar çok vurulmazdı kızlarımız kadınlarımız eski çok iyi değildi güzelleme yapmıyorum ama bu kadar da vahşi değildik, 

Konu 

uçtu giti geri getirin ,

dayak yemem, niye yedim o dayağı, babacığım sabah sabah rahatsız olmuş , çay aramalardan seslerden vs lerden, asıl rahatsızlık kumarda kaybettiği paralar idi tabii ki o aralar ben de ona pek arka çıkmıyordum, ve O na karşı ben de bağırabilirdim, çünki haklıydım,  O nun ne hakkı vardı ki üfürükten şeyler ile bize bağırmaya, bana bağırmasına ya da dayak atmasına asla izin vermemiştim çünki kazandığım para ile ona destek oluyordum, kumar oynamasına yardım ettiğim müddetçe bana kızma hakkı olamazdı, ve evin kızı ama erkeki olarak onun kadar yüksek çıktı sesim, vee uçan tekme demir sopa kafa göz kanamalar, ben o adrenalin ile onu dövmeye çalışıyormuşum, sonuçta evden çıkarıldı, güzel kızım ağlıyor, aile efradı onlar alışkın, her gün ki gibi bir gün işte, ben kullanıla kullanıla, ne kullanan bilmiş ne de ben bilmişim nerede durulacağını, bu yaşta da tortusu var, kalıntısı , alışkanlığı, dürtüsü, yeter ki bir ah bir acı bir istek bir ihtiyaç bir zor da olan görmeyeyim.... Ama ben , belki de o yılların kaderi idi bu pek Ben olmadan var olmak, 

kahvaltı yapıldı, zehir gibi bir çay içildi, o gün anneme bu evden gitsek dedim, gitsek bir güzel ev de yaşasak... ben dedim ben duydum, ağlamadım yine , içime attım, ne kadar Türk filimimsi bir sahne , buradan bakınca çok uzak, içime bakınca kalmış işte , 60 yaşında da sızlatıyor, gün ayınca yataktan çıkmak için bir nedenim yok, bedenimi kaldırmak için tek tek bakıyorum ellerime ayaklarıma kimin eli ayağı yüzü vucudu bedeni bu diyorum... Ben, zihnim aklım ruhum yorgun, Ben diye bir kadın var o çok yorgun, ölmeyi istemiyorum, yaşamayı istiyorum, ölmeden önce yaşamalı çünki insan.

öğle oldu, ortam biraz daha iyi, iyi ki pazar bugün çünki bugün diskolar açık, 80 ler gençlerin  diskolara aktığı yıllar, 12 Eylül ün sonrasında travma atlatmak için bir de işini bilen memurların yavaştan yağlanmasıyla disko bar piyanistli restorantlar ... vs vs.

bir günde kaç gün vardır. kaç kişi , kaç anı, kaç hayat, 

ankesörlü telefondan Aliye yi aradım, öğleden sonra buluştuk, toplandık, kalabalık bir grup disko ya gittik, dans ettik ettim, deliler gibi, çılgınlar gibi, kafası babası tarafından sadece bir çay alındı diye komşudan, patlatılmış bir genç kız gibi her genç kız gibi, akmayan yaşlarım ter olarak aktı gitti, Nefretimi sonraki günlere saklıyordum, başarılı bir kadın olarak onları odama çağırtacak ve sandalyemden dönüp hahhahaha diye Lale Belkis ya da Türkan Şoray kahkaları atacaktım. 

ATAMADIM, ÖLDÜLER....AMA GÖRDÜLER DE BAŞARMIŞTIM, NEYİ? ÇOK HARİKA DÜZEN DOLU ZENGİN BİR EV İ..O EVİN İÇİN DE NASIL KALAN PARÇALARIMIN DA ÖLDÜĞÜNÜ GÖREMEDİLER.. ZATEN GÖRSELER DE FARKETMEZLERDİ... 

şimdi sabahları kalkmak için beni ne motive edecek,  bu anı bana neden geldi, yorgunum , ama çay hala içiliyor... komşudan almaya ihtiyaç hissedilmeyecek kadar çok, en az 3 ay yeter, coronodan dolayı en çok stok yaptığım şey,, tuvalet kağıdı imiş diğerlerinin stoğu, biz kıçımızı yıkardık o dönemde bacım ,, ve teyzelerin evinde patıskadan eski kıyafetlerden yapılmış bezler olurdu, ahhh yaa bir devir bitti, 

tarihe not, bir devir de Sedat Peker videoları ile biter mi acep, sanmam bu kadar iğrenç olmamıştık hiç, 12 Eylül ün bile üstü kapalı onuru vardı, ölenin ve öldürenin de dahil, üzgünüm bunu söylerken ama ben böyle gördüm, ya da şöyle diyeyim bu günleri görünce o günlerin affı daha mı kolay geliyor ruhuma, yok yok, kaybolan bir nesle hakaret edemem, yazdığımı da silmiyorum, şu an ki ruh halim bu işte, yorgunum,  yaşamak için de ölmek için de bir neden yoksunuyum.