11 Haziran 2012 Pazartesi

ADIYAMAN, NEMRUT

2 Haziran 2012 ctesi Nemrut Dağı


Başardım. Gözümü önce dağ a diktim çok uzak ve imkansız gibi geldi, düşündüm, kalbim ve panik atağım yarı yolda beni yakalarsa, düşünmekten vazgeçtim, yürümeye başladım, gözlerimi önüme dikersem sadece bastığım yeri görecek ve yukarıya çıkışım daha kolay olacaktı, o zaman da manzarayı kaçıracaktım, amaç sadece yukarı çıkmak değildi çıkarken çevrenin de farkında olmak ve bu anları belleğime yazmaktı. Başardım. Yere de baktım çevreme de dağlara da. Bir kere dinlendim. Resim çektim o sırada da. Gençler vardı, nefes nefese kalmış. Benim yaşıtlarım vardı geri dönmeye meyilli. Sonuç bir şekilde herkes başardı. Nemrut bizi çağırmış ve bizde gelmiştik. 
Sonradan duydum ki Nemrut ta güneşi doğarken izleyenlerin üstüne hep iyilikler doğarmış. 
Guruların aydınlanma diye tabir ettiği 2 durum yaşadım. Gece çıkmıştık yola, 02.00 gibi 03.30 gibi yaklaştık Nemrut a. Gökyüzü yıldızlarla doluydu. Sessiz bir müzik vardı. Adları bile bilinmeyen müzikal aletler ile . Görünen ve görünmeyen herşey bu saatlerde yer değiştirirmiş. İki dünyanın birbirine geçip birbirinden ayrıldığı anlar. Ne adım kalsın istedim ne ben. Sadece bilinçtim. Beden bir makine idi beni taşımaya programlı. Huzurluydum. Korkusuzdum. Memnundum. Tatmin olmuş. Anlamış ve anlanmıştım. Bunu yaşadım. 
Sonra gün doğdu. İnsan sesleri hayret nidaları ve davul zurna gelmiş gençler.. Çoşku ve hayat. Acıktım. Yemek yemek ve dünya ya teşekkür etmek zamanı. Bunu da yaşadım. 
Şimdi döndüm. İstanbul da evimin penceresinden bakıyorum,  anlayarak bu taş beton yığınlarını ve arasında kalmış birkaç yeşil i, yine o senfoniyi duyacağımı biliyorum. Eğer istersem. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder